Background Image

KİTLE İLETİŞİM KURAMLARI - 6. KİTLE İLETİŞİM KURAMLARINDA SOSYO-PSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL YAKLAŞIMLAR III

08.04.2017

KİTLE İLETİŞİM KURAMLARI - 6. KİTLE İLETİŞİM KURAMLARINDA SOSYO-PSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL YAKLAŞIMLAR III


Dersin vize-final sınavlarına hazırlanmamın yanı sıra, birikimlerim ve öngörülerim odağında notları yorumlayarak konunun takipçilerine kişisel web sitem üzerinden paylaşıyorum.

6.1. Şema Kuramı

   Bireylerin siyasal düşüncelerinin karmaşıklık düzeyini etkileyen önemli unsurlardanbiri de bilişsel yapı ve süreçlerdir. Bireyin siyasal ve sosyal bilgilerini örgütlemedekullandıkları bilişsel yapılar 'şema' olarak tanımlanır.23 Bireylerin siyasete ilişkin sahipolduğu bilişsel yapılar, bir başka deyişle şemalar, içerdikleri bilgilerin kapsamı ve o bilgilerinörgütlenişi açısından farklılıklar gösterirler. Bilişsel psikoloji ilgili yürütülen çalışmalarınetkilendiği önemli isimlerden biri Bartlett'tir. Bellek süreçleri üzerinde çalışan Bartlett, bellekve bilişin, yalnızca çağrışımsal olarak işlemek yerine, şemalar adını verdiği özgül konusalyapılar içinde örgütlendiğini ileri sürdü. Bu görüşe göre, bir birey yeni bilgilerlekarşılaştığında özgül bilişsel şemalar bunları süzer, seçer, kodlar ve yeni ya da var olanbilişsel yapılar içerisinde bütünleştirir.(24)

   Bilişsel psikoloji, bilginin nasıl oluştuğunu, nasıl edinildiğini, nasıl yapılandırıldığını,nasıl depolandığını ve nasıl anımsandığını araştırır.

   Bilişsel yapı, kendileri bilinçli olmasa da insanın bilinçli düşüncesine yön verenyapılar olarak adlandırılır. Bireyin düşünce süreci içerisinde kullanabileceği mantıksalbağlantı sistemleri bilişsel yapıyı oluşturur. Bilişsel yapılar, bireyin karşılaştığı sorunları nasılçözümleyeceği ve sorunun çözümünde hangi mantık kurallarına başvuracağını belirler.Mantıksal bağlantıların birbirin bu şekilde bütünlemeleriyle zihinde bir takım şemalarınoluştuğu ileri sürülür. Şema daha önce de vurgulandığı üzere, bilgiyi işleme ve örgütlemedeyardımcı olan bilişsel bir yapıdır. Herhangi özgül bir kavram hakkında birbiriyle bağlantılıfikirler sistemi olarak tanımlanabilir. (25) Şema bu tanımlamayla karşılığını kişi, grup,olay ya da soyut bir düşünce olarak bulabilir. Bu şemalar bireyin olgunlaşması ilebirbirileriyle ilişkilendirilmeye başlar ve daha karmaşık bir hal alır. Zihinsel eylem ögeleriolan şemaların birbiriyle bağlantılanma sürecine de örgütlenme adı verilir. Örgütlenen bilişselşemalar, organizmanın yaşadığı dünyanın dolayısıyla da yaşantısın geçebileceği dünyanın birtür zihinsel haritasını çizer. Bu haritalar da bilişsel harita olarak adlandırılır.Şema kavramı, insanların bilgiyi işleme biçimlerini algılamak üzere, psikologlar,sosyal psikologlar, siyaset bilimciler ve iletişimciler tarafından yoğunlukla kullanılan birkavramdır.

   Şema kuramı ise, hergün onlarca, yüzlerce yeni enformasyonla, haberle karşı karşıyakalan bireyin bunlarla nasıl uğraştıklarını, bunları nasıl işledikleri, değerlendirdiklerine ilişkinaçıklamalarda bulunmayı hedefleyen bir kuramdır. Bu noktada insanların 'bilişsel cimri'olmaya zorlandıklarını ileri sürer. Sınırlı bilgi işleme yeteneğine sahip insanların, karşıkarşıya kaldıkları enformasyonları değerlendirmede önerilen, aktarılan şemalarla edilgen biryapıya dönüştürüldüğünü söylemek ileri sürülebilecek bir sav olarak görülmektedir. Ötetaraftan Fiske ve Kinder, 'karmaşıklığın üstesinden gelmek için şemaların eksik olmasına karşın kullanışlı araçlar' olduğunu ileri sürmektedir. İnsanlar karşı karşıya kaldığı her bilgiparçasını akılda, bellekte tutmakta güçlük çekerler. Bu nedenle aldıkları bilgiyi sınıflandırır vedüzenlerler. Şemalar, dünyanın bu anlamda verimli bir biçimde sınıflandırılarakörgütlenebilmesine olanak sağlarlar.

   Şema kuramı, genel bilgi yapılarının yeni edinilen bir bilgi paçasının işlenmesiniyönlendirdiğini varsayar.

   Doris Graber, insanların medya kaynaklı haberlerde şemaları kullandığına ilişkinaraştırmalar gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalar sonrasında Graber, insanların haberöykülerindeki bilgiyi birtakım farklı eşleştirme stratejilerini kullanarak bazı varolan şemalarlaeşleştirmeye çalıştıklarını tespit etmiştir. Eşleme olması durumunda bilinin bazı parçalarışema biçiminde depolanmakta, eşleme yapılamaması durumunda bilgi özümsenmedenatılmaktadır. Graber, insanların haber öykülerindeki kanıtlardan daha çok, kendisininçıkardığı sonuçlar ve kanıtları depolama eğilimi içerisine girdiklerini ifade etmiştir.Şema ile ilgili yürütülen çalışmaları örneklemek gerekirse, kitle iletişim açısındanABD'deki seçimleri sürecindeki bir örnekle aktarmak çok daha yerinde olacaktır.Siyasal bir kampanyada yoğun istatistiksel bilgi yerine canlı örneğin daha etkiliolduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Bush'un 1988 seçimlerinde kampanyalarda Willie Hortonolayı örnek olarak kullanılmış ve etkili sonuçlar elde edilmiştir. Seçimlerden bir yıl önceMassachusetts Cezaevleri Genel Müdürlüğü birinci dereceden cinayet hükümlü-tutuklularıiçin izinli olarak salıverilme programı uyguladı. Willie Horton da bu uygulamadan yararlananbir hükümlüydü. Bu uygulama kapsamında 9 hafta izinli olarak cezaevinden ayrılan Hortongeri döndü ve izinli çıktığı 10. hafta geri dönüş yapmadı. Haftalar sonra Maryland'da bir çiftesaldırarak erkeği bıçakladı, kadının ırzına geçti. Vali Dukakis izinli salıverilme programını buolaydan sonra kaldırdı. Olay daha sonra başkanlık seçimlerinde konu olacak ver tartışmalarayol açacaktı. Bush'un kampanya komitesi 'döner kapı' diye bir televizyon reklamı yaptı.Utah Eyaletin'de bir cezaevi görüntüsünde döner kapılardan suçluların 'masum insanları'öldürmeleri ve tecavüz etmeleri için topluma düzenli salıveriliyor imasında bulunuldu.Milyonlarca seçmenin canlı ve korku verici imgelerle bezeli reklam filmini izlemeleri etkilisonuçlar doğurdu. Dukakis, buna karşılık istatistiksel veri ve sözlü açıklamalarla yanıtvermeye çalıştı. Eyaletin cinayet oranları açısından en düşük eyalet olduğunu ileri sürdü.Reagan döneminde Kaliforniya'da da benzer bir olayda iki suçlunun bir polis ve öğretmeniöldürdüğünü belirtti. Dukakis bu kampanyaya karşı örneklerle yanıtlarının en uç örneğini deBush'un Houston'daki bir tutuklunun yarıaçık cezaevinden çıkarak bir bakanın karısınınırzına geçip öldürdüğünü ve Goeoge Bush'un da o hapishaneye ödül verdiğini anımsattı. Bukarşı örnekler Dukakis'in popularitesinin düşmesini engelleyemedi. (26)

   Bu örnek için söylenebilecek sonuç seçmenlere sunulan seçenekler 'kazançlar' olaraksunulduğunda insanların risksiz olanı tercih ettiğini, ancak seçeneklerin 'kayıplar' olaraksunulmasında daha riskli seçeneğe yöneldiği savıdır. Nitekim 1988 kampanyasında iki olumlu (kazanç) seçenekten birini mi, iki olumsuz (kayıp) seçenek arasından tercih yapmak dahakolay mı sorusuna yanıt aranmıştır. Kitle iletişim araçlarının adayları 'dağınık' ve 'bodur'olarak tanımlayan sunumlarında, halkın seçimi olumsuzlar arasından bir tercih olarakalgıladığı, Bush ve Dukakis arasında tercihte birinin kesin kayıp diğerinin kesin bir risk olarakdeğerlendirdiği ileri sürülmüştür.

6.2. Schramm'ın Kitle İletişim Modeli

   Wilbur Schramm'ın 1954 yılında geliştirdiği modelin temel yapı taşı medya örgütü yada iletişim araçlarıdır. Schram kitle iletişim araçlarının etkisinin öncelikle grubu etkilediğinive gruptan bireye yansıyan bir işleyiş sürecine sahip olduğunu ileri sürer. Schramm'ınmodeline göre; kitle iletişim araçların hergün birçok ileti gelir. İletişimci bunları değerlendirir,okur ve izleyiciye hangisini aktaracağına karar verir. Bu süreçte metinlerin özünedokunmadan değişiklikler yapar, bazılarını da tümüyle yayın dışında bırakır. İletişimaraçlarının ulaştığı okuyucu, dinleyici, izleyici kitle halinde yaşayan bireylerdir. Bireylerin aitolduğu birincil ve ikincil gruplar vardır. Kitle iletişim araçlarından alınan iletiler bireytarafından anılan grupların üyelerine ulaştırılır. Schramm'da toplum diğer haberleşmebirimleri gibi, hem kod açımlayıcısı, hem yorumlayıcı, hem de kodlayıcı olarak görevyapmaktadır. Bu özelliğiyle Schramm, kitle iletişimini toplum bildirişimi olaraktanımlamaktadır. Kitle iletişimin her yanı kapsayan etkileri, kitle haber bildirişimindenöğrenilen, kazanılan yığın bilgiler bir toplum bildirişimi şeklinde işler. Belirli ve sınırlı biretkinin ön kestirimine çalışırken durum, kişilik ve iletinin etkide bulunacağı yer olan gruplailişki hakkında bilgi sahibi olunmaksızın, salt iletinin kendisinden bir şey çıkarmak pek olasıdeğildir.

   Schramm'ın kendi aktarımlarından bir örnek vermek gerekirse, temel sorunun kitleiletişim araçlarının etkisi üzerine odaklandığını söylemek olasıdır. Kitle haberleşmesiyleaktarılan bir iletinin ne etkide bulunacağı ön-kestirimle nasıl bilinebilir' Kitle dinleyicisi,okuyucusu ya da seyircisi üzerindeki etkileri ön-kestirimle bilinmesinin olanaksız olduğunubelirtir Schramm. Bireyler üzerindeki etkisi hakkında önkestirimde bulunmanın mümkünolduğunu belirtir Schramm. Haberleşme örgütleri grup kodlaması geliştirmişlerdir, ancak kodaçımlamahala bireyseldir. Dolayısıyla durum, kişilik ve grupla ilgili özelliklerin her gruptaçok değişik ve niteliktedir. Etkiler de buna bağlı olarak çok değişik ve sayısız denecek kadarçoktur. Bir diğer belirtilmesi gereken durum da kitle haberleşmesinde, kitle içerisinde yer alanbireyler hakkında sahip olunan bilginin azlığıdır. Bu bilgi azlığı önkestirimde bulunmayı dagüçleştirmektedir.

   Ortalama günlük zamanının 4-5 saatini kitle haberleşmesiyle geçirdiğini ileri sürerSchramm. Bu sürenin de kitle haberleşmesinin tüm sunumlarına yanıt olacak bir 'tüketime'karşılık gelmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir. Zamanın tümünü kullansa bile bunoktada bu sunumların tümünü bireyin takip etmesinin olanaksız olduğunu belirtir, Schramm.Dolayısıyla izleyici-dinleyici-okur bunlar arasından bir seçime gider. Buna karşılık bireyinboş zamanları için alternatif seçenekleri de vardır. Örneğin müzik dinlemek gibi. Schramm'ınAmerikan okuru için yaptığı saptamalardan biri de okurun dikkatine ilişkindir. Bu yoğunaktarım içerisinde okurun, dinleyicinin, izleyicinin dikkati ilk yoğunlaşmada ağırlık kazanırken süreç içerisinde dağılır ve azalır. Örneğin bir metni ilk başlarda yoğun okurken,daha sonra bu dikkat zayıflar. Yine de bu olumsuzluklara karşın kitle haberleşmesinin etkileriolduğunu ve bunlara örnekler verilebileceğini ileri sürmektedir Schramm. Radyo piyeslerininyanlış anlaşılmasını da bu dikkatle ilintilendiren Schramm, buna örnek olarak CBS'nin OrsonQelles'in 'Dünyalar Savaşı'ndan yapılan piyesini örnek vermektedir. Piyesde uzaklardangelen askeri birliklerin Bilreşik Amerikayı istila ettikleri söyleniyor. O dönemde piyesidinleyenlerin dağlara kaçtığını, sevgilisine elveda telefonları edenlerin varlığından sözetmektedir. CBS spikerinin, piyese başlamadan önce bunun bir kurmaca olduğunu duyanlarınvarlığını da anımsamakta yarar var. Ancak çok düşük bir dikkatle piyese kulak verenlerin buanonsları duyması, anlaması pek olası değildir. Piyesi dinleyip paniğe kapılanlar bir gün sonraanımsadıklarında utanacaklarını vurgulayan Schramm, kitle haberleşmesinin etkilerine dönükönemli bir örnek olduğunu hatırlatmaktadır. Olay bireylerin danışa geldikleri gruplarıylakonuşmadan hemen kendiliğinden oluşuvermiş, bir anda istilanın başladığı bölge olaraktasarlanan yerlerde bulunan binlerce ev halkı harekete geçmiştir. Bunun nedenini sorgulayanaraştırmacılar, dönemin gerilim dolu bir zaman olduğunu belirtmişlerdir. İnsanların en küçükbir şeyle hemen ürkebileceğini, endişe içinde ve huzursuzluk içinde olduğunu tespitetmişlerdir. İkinci olarak uzmanlar, halkın radyo haberlerine karşı olağanüstü güvenlerininvarlığını tespit etmişlerdir. Piyes bir haber bülteni ve yorum biçiminde kurulmuştu. Böyleolunca da haber-bildirişim halk tarafından yorumlanışına uyacak şekilde, halkın içindebulunduğu durumda gerçek değişime varmış da, onu bildiriyormuş gibi görünüyordu. 27Bir başka örnek de Alaska'da altın bulunduğuna ilişkin gazetelerin 1890 yıllarındayayınladığı haberle 'Altına Hücum'un gerçekleşmesi olarak aktarılmaktadır.Bu etkiye örnek olarak bir ülkede iktidarı aldıktan sonra 'komünistlerin' ilk olarakhaberleşme sistemine el koyduğunu belirtmektedir Schramm. Hitler de aynı şekildedavrandığını anımsatılmaktadır.

6.3. Propaganda ve Kitle İletişimi

   Sosyal bilimlerdeki kavram tanımlamalarında görülen farklılıklar propagandanıntanımlanmasında da ortaya çıkmaktadır. Propagandanın temel işlevi olarak insandavranışlarını belirli bir fikir çerçevesinde güdüleme ve yönlendirmedir. Tarihi insan kadareski olan propaganda, başlangıçta bir doktrini yaymak için kurulan örgütleri ifade etmekamacıyla kullanılırken, zamanla doktrinin kendisini ifade etmek için kullanılmaya başlanmış,daha sonra ise doktrini yaymak için kullanılan teknikleri ifade eder duruma gelmiştir.Propaganda yöneticilerinin ya da yönetici adaylarının, kitlelerin gönüllü desteğini kazanmakzorunda kalmasıyla günümüzdeki önemini kazandığı söylenebilir. Genel oya olan inancınyaygınlaşması, yönetilenlerin de siyasal bilince sahip olduğu düşüncesinin gelişmesi gibietkenler, yöneticileri kamuoyunun sürekli desteğini aramaya zorladı. Yöneticiler, halkındesteğini sağlamak için propagandanın rüşvet ve mefaaat sağlama yolarından ya da şiddetkullanmaktan daha etkili olduğunu farkına vardırlar.

   Propaganda, 19. Yüzyıl başına kadar bir propagandacı tarafından edilgen kişilerüzerinde uygulandı. 1789 Fransız Devrimi ile birlikte bu etkileyen-etkilenen ilişkisinde birdeğişime meydana geldi. Bu değişim sonucu propaganda, 'propagandacının amacı' ileetkilenmek istenen kişinin 'gereksinimi' arasındaki çakışmanın bir sonucu olmaya başladı.Daha sonra I. Dünya Savaşı, birbirinde kopuk ve geçici bir propaganda türünü ortaya çıkardı.1917 Sovyet Devrimi ise propagandaya sürekli ve sitemli bir yapı kazandırdı.Propaganda, sözcük anlamında, Latince tohum ekmek, dağıtmak, yaymak anlamlarınagelen propagare kökünden türetilmiştir. Ancak kavram çağdaş kullanımında bu sınırlarıaşarak yönlendirici, düşünce üzerinde baskı kurucu ve ikna etmeye yönelik bir içerikkazanmıştır. Propaganda konusunda pek çok tanım vardır. Ancak J. Ellul'un tanımı kapsamlıve açıklayıcıdır. Ellul, propagandayı, 'bir bireyin veya grubun başka bireylerin veya gruplarıntutumlarını belirleyip biçimlendirmek, denetim altına almak veya değştirmek için, iletişimaraçlarından yararlanarak bu bireylerin veya grupların belirli bir durum veya konumundakitepkilerinin kendi amaçlarına uygun tepkiler olacağını umarak gerçekleştirdikleri bilinçli birgirişim olarak tanımlamaktadır.(28)

   Lerner ise etkin bir propagandanın koşullarını şöyle sıralamaktadır:

   1. Herşeyden önce kitlelerin dikkati sağlanmış olmalıdır.

   2. Kitlelerin güveni sağlanmış olmalıdır.

   3. Kitlelerin önceden kazanılmış bulunan bilgi, değer ve diğer unsurları göz önünde tutulmalıdır.

   Propagandacının yaratmak istediği değişiklikler, kitlelerin içindebulunduğu anda beslediği umut ve bekleyişler karşısında bile hoş görünen seçenekler olaraksunulmuş olmalıdır.

   4. Kitlelerin içinde bulunduğu ortam, bekleyiş yapısındaki değişmeningerektireceği eylem yönünde harekete geçmeye elverişli olmalıdır.Propaganda da hedef insan olduğu isin önemli kaynaklar arasında sosyoloji vepsikoloji bilimlerini saymak gerekir. Etkilenmek istenen hedefin, topluluğun yapısı,tutumlarının niteliği ve bu tutumların nasıl oluştuğu çözümlenmelidir.Propaganda da öne çakın kavram 'toplumsal denetim'dir. Gurevitch, toplumsaldenetim olgusunun açıklanmasında üç noktanın birbirinden ayrılması gerektiğini belirtir.Toplumsal denetimin kaynağı, biçimi ve araçları birbirinden ayrıştırılmalıdır. Toplumsaldenetimin kaynağı birey, grup ya da merkezi otorite olabilir. Toplumsal denetim biçimleri iseörf, adet, gelenek ve görenekler, dinsel, hukuksal siyasal, eğitimsel kurumlar ve kamuoyudur.Toplumsal denetimin araçları ise psikolojik baskı araçlarıdır. Bu araçlar ödüllendirme,özendirme gibi olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Toplumsa denetiminsağlanabilmesi için bu yoldaki önerilerin topluma yayılması gerekmektedir. Bu noktada, kitle iletişim araçları kamuoyu ile ilişkileri dolayısıyla toplumsal denetim odaklarında önemli birkonuma sahiptir.

-----------------------------------------------------------------------------------
- Öğrenimini gördüğüm; İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Lisans Tamamlama Programı,Kitle İletişim Kuramları dersi,Doç. Dr. Veli POLAT ders notlarıdır. (Dersin vize-final sınavlarına hazırlanmamın yanı sıra, birikimlerim ve öngörülerim odağında notları yorumlayarak konunun takipçilerine kişisel web sitem üzerinden paylaşıyorum. Orijinal notta geçen kaynaklar "(sayı)" işaretiyle, değerlendirmelerim "-yazı-" işaretiyle, önemli bulduğum yerle "kalın punto" ile tarafımdan belirtilmiştir. Web site içeriklerim içerisinde herhangi bir telif ihlali oluşturan içerik bulunuyorsa, seckinsefadurasi@gmail.com iletişim adresime yapacağınız bildirim sonucunda, eğer içerik telif ihlali oluşturuyorsa 7 gün içerisinde içeriği erişime kapatacak, veri alanlarımdan sileceğim.)
(23) Michael A. Bilburn, Sosyal Psikolojik Açıdan Kamuoyu ve Siyaset, Çev: Ali Dönmez, Veli Duyan, İmge Kitabevi, Ankara- 1998, S. 133.
(24) A.g.y. S. 134.
(25) Şermin Tekinalp-Ruhdan Uzun, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin Yayınları, İstanbul-2004, S. 85
(26) Michael A. Bilburn, Sosyal Psikolojik Açıdan Kamuoyu ve Siyaset, Çev: Ali Dönmez, Veli Duyan, İmge Kitabevi, Ankara- 1998, S. 133.
(27) Ünsal Oskay, Kitle Haberleşmesi Teorilerine Giriş, Der Kitabevi, İstanbul-1992, S. 130-131.
(28) Şermin Tekinalp-Ruhdan Uzun, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin Yayınları, İstanbul-2004, S. 88-89.


Yorumlar