Background Image

KİTLE İLETİŞİM KURAMLARI - 4. KİTLE İLETİŞİM KURAMLARINDA ÇİZGİSEL, SOSYOPSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL YAKLAŞIMLAR

08.04.2017

KİTLE İLETİŞİM KURAMLARI - 4. KİTLE İLETİŞİM KURAMLARINDA ÇİZGİSEL, SOSYOPSİKOLOJİK VE TOPLUMSAL YAKLAŞIMLAR


Dersin vize-final sınavlarına hazırlanmamın yanı sıra, birikimlerim ve öngörülerim odağında notları yorumlayarak konunun takipçilerine kişisel web sitem üzerinden paylaşıyorum.

4.1. Lasswell Modeli (1948)

   Siyaset bilimci Harold D. Lasswell'in 'The Communication Of Ideas' adlıçalışmasında dile getirdiği bir formülle karşılık bulur Lasswell Modeli. Genel hatlarıyla ifadeetmek gerekirse 'Kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle söyler' biçiminde formüleetmiştir, Lasswell, modelini. Formülün asıl itibariyle 1936 yılında siyaset bilimi için ortayaattığı 'kim, neyi, ne zaman, nasıl elde eder' paradigmasının kitle iletişim alanına uyarlanmışbir değişkesi olduğu söylenebilir. Lasswell'in bu ayrıştırması kitle iletişim alanına dönükçalışmaları da etki altına almış ve bu çalışmaların sorulan sorulara yanıt verme arayışınasokmuştur. Genel olarak Lasswell'in modelinin yaratmış olduğu araştırmaları formüleedersek:

Kim: İletişimci/Gönderen

   'Kim' sorusu ile ilgili araştırmalar göndericinin toplumsal ve kişisel özellikleri,dinleyici/izleyici gözünde önemi ve güvenirliği ve kaynağın inanırlığı gibi konular üzerindeduran araştırmalardır. Bu çalışmalarda özellikle 'güvenirlilik' konusu 1970'lere kadar hemözel sektörde, hem de üniversite ilgi toplayan en önemli konulardan biri olmuştur.

Ne: İleti

   İletiyle ilgili içerik çözümlemesi en önemli araştırma süreçlerinden birisidir. İlkçalışmalar içeriğin sınıflandırılması ve belirttiği anlamlar üzerinde durmuştur. Diğeraraştırmalar ise özellikle laboratuar araştırmaları, iletinin istenilen etkiyi yaratıp yaratmadığıüzerine odaklanmıştır. Bu da ağırlıklı olarak iletinin yapısal boyutta irdelenmesine yolaçmıştır. Daha sonra dilbilimciler metin çözümlemesi üzerinde yoğunlaşmış ve itlenin o ananlattığından çok ima ettikleri üzerinde durulmuştur. Özellikle iletinin ortak kültüreletkinliklerle ilişkisi bu çalışmalarda ayırıcı özellik olmuştur. Öte taraftan 1970'leregelindiğinde haber ve ideoloji kavaramı ağırlık kazanmaya başlamış ve haberlerin içeriğiincelenerek ideolojik yansımaları üzerinde durulmuştur.

Kanal

   Kanalla ilgili ilk araştırmalar endekslemeyi ve sınıflandırmayı kapsar. Araç sayısı,üretim, dağıtım ve tüketim ile ilgili istatistikler önem taşır. Buna en iyi örneği UNESCO'nun1951 ve 1960'ta iletişim araçlarıyla ilgili olarak dünya düzeyinde yürütülen çalışmalardır.Öteki araştırmalar, kanalla izleyiciler arasındaki kullanışla ilgili karşılaştırmalı istatistiklersağlamıştır. Örneğin tutucu yaklaşımlar içerisinde yer alan düşünürlerin 'çoğu kanalınteknolojik araç olarak, özellikle basın yayının gelişmesiyle, toplum yaşamına çok önemlietkilerde bulunduğunu öne sürmüşlerdir. Bu yaklaşıma ilişkin verilebilecek en iyi örnek'McLuhan'dır.

Etki

   Etki üzerine yürütülen çalışmalar, iletişim alanının en fazla ilgi toplayan araştırmalarıolarak bilinmektedir. Bununla birlikte etki araştırmalarının kaynak, zaman ayırma konusundadiğer çalışma alanları ve konularına göre çok daha fazla pay sahibi olmuştur. Etki'nin tanımı;izleyicide iletişim sürecindeki ögeler tarafından oluşturulan, gözlenebilir ve ölçülebilirdeğişim olarak tanımlanır. Bu ögelerden her birinde yapılacak herhangi bir değişim etkide dedeğişiklik yapar. Lasswell'in modelinde kişiler pasif hedefler olarak görülür. Lasswell'inmodeli her iletişim araştırmacısı için 1940 ve 1950'li yıllarda bir rehber niteliği taşımıştır.Etkinin nasıl sağlanacağı, kanal, araç ev içerik üzerinde durularak bulunmaya çalışılmıştır.İzleyiciyi pasif durumda gören bu yaklaşım biçiminde özellikle iletiyi gönderen Carey'intanımlamasıyla tek anlam yükleyici unsur olarak görülmektedir. İzleyiciler enformasyonun vedavranış değişikliğinin pasif alıcıları olarak nitelenir. Modelde kaynak veya gönderenin iletisi'neden' ve davranış değişikliği ise 'etki' olarak tanımlanır.R. Braddock, 1958 yılında yayınlanan bir makalesinde Lasswell'in formülüne ekolarak iletişim eyleminin iki yönüne daha dikkat çekmektedir. Braddock'a göre, iletinin hangikoşullar altında gönderildiği ve kaynağın bir şey söylerken ne gibi bir amaçla söylendiğini dedikkate almak gerektiğini vurgulamıştır.

   Lasswell, formülünde 'etki' temel bir sorundur. Lasswell'in siyasetten uyarlamaformülasyonu, iletişim boyutuyla bir 'ikna etme' süreci olarak da tanımlanmaktadır. İletilerinher zaman etkileyici olduğunu ve bir etki oluşturduğunu varsayar. Dolayısıyla Lasswell'inmodelinin özellikle siyasal iletişim ve propaganda süreci için yoğunlaştığını söylemekolasıdır. Bunun temel nedenini ise, dönemin taşıdığı özelliklerle ilintilendirmek olasıdır.Propaganda, reklam, kitle kampanyası, geri kalmış bölgelerin modernleşmesi ve insanetkinliklerinin soyolojik ve psikolojik etkileri üzerinde oynayarak diğer 'etki elde etme'şekilleri hakkında araştırmalar, özellikle 1960'lara kadar olanlar bu yaklaşımın konularınaörnek olarak gösterilebilir. Öte taraftan bu tarz yaklaşımların kitle iletişim araçlarınınetkilerinin abartılı bir biçimde sunma eğilimi içerisinde olduklarıdır.

   Bu yaklaşıma ilişkin belirtilmesi gereken bir diğer önemli özellik de; pasif izleyiciyaklaşımının ağırlığını 'Kullanışlar ve Doyumlar' yaklaşımına kadar ağırlıklı bir biçimdesürdürmesidir. Lasswell'e bu formülasyonunda yapılan eleştiri ise geri dönüşümü dikkatealmamasıdır. Bir başka deyişle feedback öğesi, Lasswell modelinde ihmal edilmiştir.

4.2. Enformasyon Kuramı ve Shannon-Weaver Modeli (1949)

   Matematikçi Claude E. Shannon ve Waren Weaver'in 'Matematiksel İletişim Kuramı'anaakım iletişim kuramlarının temelini oluşturan bir kuramdır. Bell, telefon araştırma laboratuarlarında iletişim kanallarının (telefon kablosu ve radyo dalgası) en verimli biçimdekullanabilme yollarının aranması sonucu bu modeli geliştirmişlerdir. İlk olarak 1947'de BellSystem Technical Journal'de yayımlanan Shannon ve Weaver'in modeli bir yönde yani tekyönlü akan çizgisel iletişim sürecini ortaya koyar. Sosyal bilimcilerin iletişim konusundakidüşüncelerini modeller halinde formüle etmelerine en büyük dayanağı bu modelin sağladığınısöylemek olasıdır.

   Shannon ve Weaver Modeli'ni özetle şöyle bir akışı öngörmektedir:

   Shannon ve Weaver modelinde sürecin ilk ögesi 'Enformasyon Kaynağı'dır. Birsonraki aşamada ileti, verici tarafından sinyal haline getirilir. Sinyallerin biçimlendirilmesialıcıya ulaşacak kanalın niteliklerine uygun olması gerekir. Alıcı, gelen sinyali yenidenyapılandırır ve ardından hedef kitleye ulaştırır.

   Shannon ve Weaver modelinde üç sorun düzeyi vardır. Bunlar:

   1. Teknik sorunlar: İletişim simgeleri ne kadar kusursuz aktarabilir'

   2. Anlamsal sorunlar: aktarılan simgeler istenilen anlamları ne kadar kesinlikle iletebilir'

   3. Etkinlik sorunları: Alınan anlamlar davranışı istenilen yönde ne ölçüde etkiler.

   Teknik sorunlar anlaşılması en kolay sorunlar olarak görülür. Öte taraftan belirlenmesikolay ancak çözümü zor olanın anlamsal sorunlar olduğu belirtilmektedir. Yine anlamsalsorunların alanı da oldukça geniştir. Shannon ve Weaver'a göre anlam iletide gizlidir.Kodlama sürecinin geliştirilmesi, anlamsal doğruluğun arttırılmasını sağlayacak birdurumdur. Bir başka deyişle, kodlama gelişmişliğiyle, anlamsal doğruluğun arttırılması doğruorantılıdır. Etkinlik sorunlarına bakışları ise, iletişimi yönlendirme ve propaganda olaraktanımlamayla ilintilendirilmektedir. Bu üç soruna ilişkin araştırmacıların çok yoğun ilgigösterdiklerini söylemek olası değildir. Üç sorun düzeyinin birbiriyle ilintili olduğu ve her üçdüzeyde de sorun, sürecin doğruluğunun ve etkinliğinin nasıl arttırılabileceğidir.Öte taraftan Shannon ve Weaver, çalışmalarını her sorun düzeyiyle ilintili görmeklebirlikte yoğunluğunu teknik sorun düzeyinde yoğunlaştırdıklarını söylemek olasıdır. Enformasyon terimi de onlar tarafından teknik bir terim olarak kullanılmaktadır. Burada sözüedilen enformasyon, sinyalin kestirilebilirlik ölçüsüdür. Bir başka deyişle göndericisine açıkolan seçeneklerin sayısıdır. Sinyalin içeriği ile ilişkisi yoktur. Sinyal, havadaki ses dalgası,ışık dalgası, elektrik akımı veya dokunma olabilir. Verilen şifre, iki sinyalden alınabilir;örneğin bir el fenerinin bir kez ya da iki kez yanması gibi. Bu sinyallerde içerilen eformasyontek parıltı 'evet', iki parıltı 'hayır' anlamına gelebilir ya da başka anlamlar içerebilir.Enformasyonu ölçmek için 'binary digit' (ikili sayılar) terimi kullanılır. 'bit', 'binary digit'teriminin sıkıştırılmış halidir. Evet/hayır seçeneği anlamına gelir. Bu ikili karşıtlıklarbilgisayar dilinin temelidir. Psikologlar beynimizin de aynı biçimde karşıtlıklar temelindeçalıştığını iddia eder. Örneğin, bir kişinin mesleğini bulmak için ikili seçenekle işlem yaparız:kamu sektörü mü; hizmet sektörü mü; sanayi mi'; yönetici mi'; işçimi' Bu ve bunun gibisorular ve verilen yanıtlarla kişinin mesleğini bulabiliriz.

   İletişim sürecinde sinyale enformasyon kaynağı tarafından yüklenmeyen bazı şeylereklenebilir. Bunlara 'gürültü' (noise) denir. Gürültü, kaynağın amaçladığı iletiyi bozan,alıcının iletiyi kaynağın alınmasını istediği biçimde almasına müdahale eden herhangi birşeydir.

   Matematiksel iletişim modelinde gönderilecek enformasyon, olası iletiler arasındanseçilir. Burada iletilerin sayısı arttıkça seçimde olasılık önemli bir rol oynamaya başlar.İletişim sürecinde her olasılık bir önce seçilene bağlıdır ve her seçimden sonra bilinirlikolasılığı çoğalır. Bir iletinin kendisini kestirilebilir kılan niteliğine 'fazlalık' bunun aksine de'yoksunluk' denir. Fazlalık yüksek derecedeki, yoksunlu ise düşük derecedeki bilinirliğinsonucudur. Fazlalık iletişimde sadece yararlı değil, aynı zamanda çok önemlidir. Shannon veWeaver, fazlalığın kod açımında kusursuzluğa, yanlışları bulmaya yardım ettiğini ve gürültülübir kanaldaki yetersizliği gidermeye katkıda bulunduğunu belirtirler. Ayrıca fazlılık biriletinin yayımında anlamla ilgili sorunların çözümüne de yardımcı olur. Öte yandan fazlalık,toplumsal ilişkilerde de önemli rol oynar. Birine 'merhaba' dediğimizde, bu iletienformasyon bakımından yoksundur, tamamen fazlalıktır. Fakat bu fazlalık iletişimkanallarını açık tutar. İlişkiyi devam ettirir. 'Merhaba, nasılsınız, bugün hava çok güzel' gibisözcüklerle kurulan iletişim, içerik bakımından önemsiz bir iletişimdir. Bu tür iletişime ilişkiamaçlı, 'pathic communication' diyoruz. İlişki amaçlı iletişim, bilgi veya fikir değiştokuşundan çok iyi bir atmosfer yaratma veya toplumsal ilişkiyi sürdürme amacıylagerçekleştirilen iletişimdir. İlişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde önemlidir.Matematiksel iletişim kuramında iletişim, vericiden alıcıya doğrudan aktarılan biretkinlik, süreç olarak tanımlanmaktadır. Sürecin tamamlandığına ilişkin yorum da; kaynağınalıcıya iletiyi kabul ettirmesi ve istenen yönde değişime, uygulamalar yol açması durumundakarşılık bulmaktadır. Matematiksel iletişim kuramının taşıdığı teknolojik boyut ve özellikle desorun düzeyinde teknolojiye ağırlık vermelerine karşın bur kuramın sonraki dönemlerdeortaya çıkan yaklaşımlarda etkili olduğunu söylemek olasıdır. Daha doğrusu iletişimin kitleinsanboyutuyla da bu karımın etkinlik kazandığını söylemek olasıdır. Shannon-Weaver'ıngeliştirmiş olduğu modelin daha sonraları dilbilimciler tarafından analojik bir model olarakkaynak alındığı bilinmektedir. Kuramın günlük uygulamalara dönük iletişimin etkilerini özellikle, oy verme ve toplumsal yapıda sapkın olarak ifade edilecek bazı durumlardasorguladığını belirtmek gerekir. Kuramın özellikle 1980 sonrası gelişen dijital iletişimteknolojisiyle daha anlamlı bir boyut kazandığını ve üzerinde düşünülmesi gereken bir modelolduğunu göstermiştir.

4.3. Sosyo-Psikolojik Yaklaşımlar

   Bilimler arası etkileşim özellikle iletişim boyutuyla sorgulandığında, iletişimi birçokbilimin arakesitinde yer alan bir alan olarak değerlendirmek olasıdır. İletişime yönelikyaklaşımların, temel çalışma alanlarına göre biçimlendiğini söylemek olasıdır. Örneğin,Lasswell'in modeline kaynak olan bilim dalının 'siyaset bilimi' olduğunu söylemek olasıdır.Öte taraftan kitle iletişim kuramları için siyasetin, iktisatın, hukukun kaynak bilim dallarıarasında yer aldığı görülmüştür. Kitle iletişim kuramları için önemli iki bilim daha vardır ki,bunlar hiç kuşkusuz sosyoloji ve psikolojidir. Bu iki bilim dalı için Çiğdem Kağıtçıbaşı'nındeğerlendirmesiyle denilebilir ki, 'salt psikolojik bir görüş, kişinin içinde yaşadığı toplumunözelliklerini hesaba katmaz; kişiyi toplumdan soyutlanmış, boşlukta bir birey gibideğerlendirir.' Görüldüğü üzere psikoloji, birey tabanlı ve toplumu gözetmeden hareket edenbir inceleme alanıdır. Dolayısıyla birey toplumdan soyutlanmış, boşlukta yer alan bir özneolarak değerlendirilir. Sosyoloji açısından bakıldığında da toplum içerisinde bireyinözellikleriyle ilgilenmez ve birey, toplumda belli bir konumu olan, sosyal bir rol oynayan birözne niteliğindedir. Bu ayrıştırma bugünün sosyologları ve psikologları tarafından kabuledilmese de, genel hatlarıyla bu iki alanın birey ve toplum anlamında inceleme alanları anılansınırlılıkları taşımaktadır. Buna karşılık, sosyo-psikolojik yaklaşımda, sosyal koşulları, kişilikdüzeyi, sosyal davranış düzeyi birlikte incelemeye alınır. Bu inceleme alanında özellikleçevreden bireye dönük bir akış olduğunu söylemek olasıdır. Bu noktada sosyal psikoloji içinanılması gereken bir diğer önemli bilim dalı da antropolojidir. Bu noktadan kitle iletişimaraştırmaları, çalışmaları için sosyo-psikolojik yaklaşımların anlamlılığını şu alıntıylaaçıklamak olasıdır: ' medya etkileri araştırmalarında kişinin içinde yaşadığı toplumsalkoşullar (kültür, konum, gelir düzeyi vb.) ile kişisel psikolojik özellileri bir arada incelenirsedaha anlamlı etki sonuçları elde edilebilir.'1 Herhangi bir olayın sosyolojik, psikolojik vesosyo-psikolojik ele alınışı açısından farkları örneklerle açıklamak gerekirse: EmileDurkheim'ın 1897 yılında intihar olaylarını incelerken intiharı sosyal bir olay olarak görmüşve sosyal yapı çöküntüsünü bir bağımsız değişken olarak ele amşı ve intiharı da bir bağımlıdeğişken olarak görmüştür. Sosyal yapı çöküntüsü bir sosyal etki olurken, intihar bir sosyaltepki olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmada kurulan nedensel bağlantıda sosyal çöküş birneden olarak gösterilmiş ve bir sonuç olarak intihar üzerinde bireysel özelliklerinserimlenmesine gidilmemiştir. Durkheim'ın bu noktada 'bir sosyal olayın nedeni, ancakbaşka bir sosyal olaydır' diyerek sosyolojik yaklaşımı ortaya koymuştur. Burada sorulmasıgereken sosyal yapı çöküntüsü niye intihar gibi bir sosyal tepkiyle sonuçlanıyor ya da niyesadece bazı insanlarda intihara neden oluyor soruları akıllara gelen ve yanıtlanması gerekensorulardır. Sosyal yapı çöküntüsünün başka sonuçları da elbette sözkonusu, örneğin, başkalarını öldürme, içine kapanma, bunalım, para hırsı, suça yönelme gibi sonuçlardoğruyor.(2)

   Sosyo-psikolojik modeller, kitle iletişimin çizgisellikten çıkararak, toplumsal yapı vekişileri içinde bulundukları sosyo-psikolojik koşullara göre değerlendirir. İletişim, toplumdanve kişilerin toplumla olan bağıntısından soyutlanmış olarak ortaya konmaz. Buna karşılıkiletişim, toplumsal yapının karmaşıklığı içerisinde birey ve toplum eksenli bir süreç olarakyorumlanır.

   İletişim araştırmalarının tarihsel gelişiminde psikoloji önemli bir alan olarak varlığınıduyumsatmıştır. Özellikle etki araştırmalarında psikolojinin önemli bir yere sahip olduğunubelirtmek gerekir. Sosyal ve eğitsel psikolojinin iletişim araştırmalarında yoğunluk taşıdığıgörülmüştür. Bu alanda anımsanması gereken isim Floyd Allport'tur. Allport'un 1920öncesinde gerçekleştirdiği araştırmalarda bireyin grup içerisindeki davranışlarının yalnızkengerçekleştirdiği davranışlardan farklılaştığı yönünde sonuçlar veriyordu. 'Ancak Allportözellikle grup içinde, yapılan işin miktarının artması bulgusunu esrarlı bir 'grup ruhu'kavramı ile değil de daha görgül (ampirik) bir kavram olan 'sosyal hızlandırma' ileaçıklamıştır. Yani grup halindeyken bireylerin çalışmaları hızlanmaktadır. Önemli olan ise,davranışın gene birey düzeyinde söz konusu olmasıdır."(3) Görüldüğü üzere o dönemçalışmalarında sosyal psikolojiyle başlayan canlanma daha sonraları iletişiminaraştırmalarında kendini göstermeye başlamış ve o dönemde sosyal psikoloji alanındagerçekleşen laboratuar çalışmaları, iletişim alanında da uygulamaya konulmuştur.Bu süreç içerisinde gerçekleşen çalışmaların 'etki' üzerine yoğunlaşması, sosyopsikolojikyaklaşımlarla ilgili olarak bazı kavramları değerlendirmek yerinde olacaktır.

4.3.1. Güdü ve Güdüleme

   Güdü için birçok tanıma rastlamak olasıdır. Türkçe sözlüklerde genel olarak 'kaynağıus olan neden' olarak güdüye rastlanırken, güdüleme de 'insan ya da hayvanlardaki belligüdüleri devinime geçirerek canlıyı eyleme itme işi' olarak tanımlanmaktadır.(4) Dolayısıylagüdü ve güdüleme kavramları, bir insan davranışının nedenini açıklayan durumdur.Örneklemek gerekirse, 'neden o siyasal partiye oy verdi' sorusunun yanıtı, bireyi o tutumasevk eden nedeni ortaya çıkaracak bir soru olarak görünmektedir. Bu tanımlamalarıgenişletmek ve detaylandırmak olanaklı, ancak bir ortak tanım açısından bakıldığında güdü;'kişinin bilinçli davranışlarının dayanağı olan güç veya hedefine yönelik olarak kişinin tatminetmeye çalıştığı uyarılmış bir gereksinimdir'. Güdüleme ise; 'bireyin eylem yönünü, gücünüve öncelik sırasını belirleyen iç veya dış bir uyarıcının etkisiyle harekete geçmesidir.'(5) Birbaşka deyişle harekete getirmek 'güdüleme', 'hareket getiren' ise güdüdür. Güdülerindoğrudan bir denetiminden, idaresinden ya da gözlemlenmesinden sözetmek güçtür.Güdülerin anlaşılması, davranışların gözlemiyle mümkün olan bir durumdur. Örnekleyerekanlatmak gerekirse, yiyeceğe yönelen bir organizmanın 'açlık' güdüsüyle hareket ettiğinisöylemek olasıdır.

   Aynı güdü birden fazla davranış yansımalarına neden olabilir. Örneğin, futboloynamanın, resim yapmanın, tiyatro sanatçısı olmanın bireyin kendini gösterme güdüsününbir sonucu olabilir. Bu durumun tam karşıtı bir durum da sözkonusu olabilir. Örneğin birdavranış yansıması olarak cinayet, öfke, korku, savunma gibi güdüler sonucunda ortayaçıkmış bir davranış olabilir.

   Güdülerin doğasal ve toplumsal olarak ikiye ayrıldıkları bilinmektedir.(6) Doğasalgüdüler, yaratılışla insanda var olan ve bütün insanlarda ortak olarak gözlemlenen güdülerdir.Güdülerin ortak olmasına karşın giderilme biçimleri, yaşanılan ortama, kültüre, çevreye göredeğişim gösteren bir durumdur. Doğasal güdülere örnek vermek gerekirse; açlık, susuzluk,uykusuzluk gibi güdüler doğasal güdülerdir. Buna karşılık toplumsal güdüler, toplumkaynaklı güdülerdir. Toplumsallık, bir arada yaşama, kazanç isteği, hükmetme isteği gibigüdüler, toplumsal güdüler olarak anılırlar. Bilindiği üzere, pek çok güdü, toplumsal ilişkilersonucu gerçekleşir.

4.3.2. Festinger'in Bilişsel Çelişki Kuramı

   'Festinger'e göre eğer kişinin sahip olduğu bir inanç, bilgi ya da tutum yine o kişininsahip olduğu bir başka inanç, bilgi ya da tutumun tersini gerektirirse, bu iki inanç, bilgi ya datutum arasında bilişsel çelişki vardır. Örneğin:'Bugün hava güneşli' bilgisiyle 'ben biryağmurluk giyiyorum' bilgisi böyle çelişki içinde olan iki bilgidir. Bu çelişki, görüldüğü gibi,mantıksal değil, psikolojiktir.'(7) Festinger'in bu kuramına göre bilişsel çelişkiler kişiye sıkıntıveren durumlardır. Kişide bu çelişkiden kurtulmak için bir güdülenme meydana gelir. Budurum Kağıtçıbaşı'nın ifadeleriyle ' çelişki durumunun varlığı, kişinin bundan kurtulmayaçaba sarfetmesi için yeterli bir güdüdür.'(8)Asıl itibariyle bu duruma ilişkin verilen en yaygınörneklerden biri sigarayla verilen örneklerdir. Bu durumu özetleyen iki duruma göz atmakgerekirse:

   'Sigara akciğer kanseri yapar'

   Ben bir sigara tiryakisiyim'

   Buradaki bilişsel çelişki, kişiye sıkıntı veren bir durumdur. Doğaldır ki, kişi busıkıntıdan kurtulmak üzere eyleme geçecek ve sigaradan kurtulmanın yoluna bakmayaçalışacaktır. Kuşkusuz bu çatışma bireyde zaman içerisinde bir haklılık kazandırma arayışınıda gündeme getirme olasılığına sahiptir. Örneğin 'sigara içmek sinlerimi yumuşatıyor' gibibir önkabulle hareket edilmesi durumunda yukarıda belirtilen çelişkinin şiddetinin azaldığınıda söylemek olasıdır. Bu duruma ilişkin örneklendirmeleri, Ünsal Oskay'ın 'KitleHaberleşmesi Teorilerine Giriş' adlı çalışmada doğrudan Leon Festinger'in 'Bilme-Tanıma Uyumsuzluğu Teorisi' adlı makalesinde rastlamak olasıdır.(9) Bireydeki bu haklılaştırmasüreciyle ilgili birkaç örnek daha verilebilir. Örneğin kız arkadaşını tüm olanaksızlıklarakarşın lüks bir yerde yemeğe davet eden genç erkek, arkadaşlarına bu durumun haklılığınıaktarmak için davet ettiği kız arkadaşının çok güzel olduğu üzerine değinimlerde bulunmasıolasıdır. Festinger bu duruma bir başka örnek olarak da çocuklarını özel okula gönderen annebabamodelinde gözlemlenebileceğini belirtmektedir. Burada da özel okulun eğitim-öğretiminin ne denli iyi olduğu konusunda anne-babanın çevresini bilgilendirmeye çalışmasıda bu haklılığın karşılık bulduğu dile getirilecek örnekler arasında yer almaktadır.

4.3.3. Algı ve Algılama

   İnsanın herhangi bir yönde hareket etmesinin en önemli koşullarından biri de odurumun varlığının bilincinde olmasıyla olasıdır. Bu nokta ilk etapta bireyin o konudakidurumu algılaması gerekir. Bir başka deyişle algı, bilincin ilk ögesidir. Dolayısıyla buözelliğiyle algı, felsefenin ve bilim adamlarının önemli inceleme ve ilgi alanlarından biri olmaniteliğine sahiptir. Algıyı tanımlamaya çalışan Tekinalp ve Uzun durumu şöyleözetlemektedirler: 'İnsanın dış dünyadaki soyut/somut nesnelerle ilişki kurması, bu nesnelerhakkında bir takım yargılarda bulunması, bu nesnelere ilişkin olarak ilettiği mesajlararacılığıyla olur. 'Algılama, dış dünyadaki soyut/somut nesnelere ilişkin olarak algıladığımızduyumsal enformasyondur.'.(10) Duyu organlarıyla algılananlar, nesnelerin özelliklerinekarşılık gelmektedir. Örneğin gözle bir nesnenin renginin 'mavi' olduğunun duyumsanması.Yine bir 'tatlı' ya da 'tuzlu' duyumsanması. Dikkat edileceği üzere bu durumlar nesneninözelliklerine karşılık gelen durumlardır. Bu özelliklerin nesnelerle ilişkilendirilmesi 'tatlı','tuzlu' örneği için söylemek gerekirse 'çörek tatlı' ya da 'çörek tuzlu' demekle açıklanabilirve bu durum duyu organlarıyla duyumsanan özelliklerin nesnelerle ilişkilendirilmesidurumudur ve algıları oluşturmaktadır.Öte taraftan 'algılama, duyumları anlam şemaları içine oturtma işlemi olduğundananlam vermek olarak algılama sürecinde kültürel etkenlerin önemli bir rolü vardır. Her kültürduyumsal verileri kendine göre bir şemaya uygun biçimde anlama dönüştürür.'(11)

-----------------------------------------------------------------------------------
- Öğrenimini gördüğüm; İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Lisans Tamamlama Programı,Kitle İletişim Kuramları dersi,Doç. Dr. Veli POLAT ders notlarıdır. (Dersin vize-final sınavlarına hazırlanmamın yanı sıra, birikimlerim ve öngörülerim odağında notları yorumlayarak konunun takipçilerine kişisel web sitem üzerinden paylaşıyorum. Orijinal notta geçen kaynaklar "(sayı)" işaretiyle, değerlendirmelerim "-yazı-" işaretiyle, önemli bulduğum yerle "kalın punto" ile tarafımdan belirtilmiştir. Web site içeriklerim içerisinde herhangi bir telif ihlali oluşturan içerik bulunuyorsa, seckinsefadurasi@gmail.com iletişim adresime yapacağınız bildirim sonucunda, eğer içerik telif ihlali oluşturuyorsa 7 gün içerisinde içeriği erişime kapatacak, veri alanlarımdan sileceğim.)
(1) Şermin TEKİNALP-Ruhdan UZUN; İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin Yayınları, İstanbul-2004, S.74.(2) Çiğdem KAĞITÇIBAŞI, İnsan ve İnsanlar, Evrim Basım Yayın Dağıtım, İstanbul-1996, S. 4-5.(3) A.g.y., S.15.(4) Cengiz ANIK, Siyasal İkna, Vadi Yayınları, Ankara-200, S. 77.(5) A.g.y., S. 79.(6) Şermin TEKİNALP, Ruhdan UZUN, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin Yayınları, İstanbul-2004, S. 76.(7) Çiğdem KAĞITÇIBAŞI, İnsan ve İnsanlar, Evrim Basım Yayın Dağıtım, İstanbul-1996, S. 145.(8) A.g.y., S. 145.(9) Bkz. Ünsal Oskay, Kitle Haberleşmesi Teorilerine Giriş, Der Kitabevi, İstanbul-1992, S. 61-70.(10) Şermin TEKİNALP, Ruhdan UZUN, İletişim Araştırmaları ve Kuramları, Derin Yayınları, İstanbul-2004,S. 77.(11) A.g.y., S. 77


Yorumlar